Masmavi gökyüzünde kaybolmuş kutup yıldızı..

Mauv!

Tüm günümü melegimle geçirdim. Melek demişken, lafın gelişi kendisi dünyanın en mızmız en ağlak kedisi olarak tarihe geçebilir. Evde yalnız kaldığını sanıp ortalığı ayağa kaldırmasından dolayı değil bu sözüm; orta kattaki balkon kapısını açtırıp ordan ağaca atlayıp hemen alt kattaki kapıda içeri girmek için ağlamasından dolayı diyorum. Bildiğiniz gibi degil, oğlum için lunapark işletiyorum. Evin hayduti olduğundan ötürü kendisi! Gene gitmiş camurda oynamışda gelmiş. Kedi kedi değil mübarek resmen küçük kardeş! Sonrada banyo vakti diye beni yoldu. Tekrar ediyorum; mızmızsın Gölge!

Odamın balkonunda sola bakınca gördüğüm dünya? Sabah kahvaltıya terasıma beklerim. Göl manzaramızda var :)

antikadam:

dilimin dönmediği bir kelime bile seni hatırlatıyor bana. 

Drums pleasee..

Ösym’de 4 adım için paraların onayı verdim. 

Gene gitti paralar yav.  -,-

Evde olmak süfer;

Anneyle keyif çayını alıp dizi izlemek! Dedikodular dedikodular.. Oh be! Bunu diyeceğimi düşünmemiştim ama Thanks God It’s Monday!

kirmizibikedi:

*Oruç Aruoba

kirmizibikedi:

*Oruç Aruoba

Koku hafızamın bu kadar güçlü olması bazen mahvediyor beni. Her ne kadar çok havalı olsa da bu durum, hazırlıksız yakalanınca duygu değişimlerini kontrol edememek ya da yolculukta yoğun gelen kokularda mide bulantısı ile beraber gelen baş ağrısı hissi hiç hoş degil.
Gözleriniz kapalı müzik dinlerken sizinde burnunuza “Onun” kokusu gelse nasıl olurdunuz merak etmiyor değilim. Mideme yumruk yemiş gibi oluyorum.
Hatta gariptir ki kendi parfümlerim bile bende anılarla birleşiyor. Huzurlu uyumak için bile gece yatmadan önce parfüm kullanırım.
Kokular.. En büyük favorilerimden biri ise o küçük sevimli çatı katımdaki sabah kokusu; yan taraftaki çayırdan gelen papatyaların, bahçıvanın yeni kestiği çimlerin, balkonumdaki sümbüllerin, vernikli ahşabın ve nevresimlerimdeki lavantanın, alt kattan gelen sabah çayın ve kreplerin kokusu ile karışması..
Az kaldı..

maviicetea:

parasempatomimetik:

aranizdakicakal:

midyekolik:

UĞRAŞTIM AMA DEĞDİ BENCE…BEBEKLERİM…

YALNIZ İKİNCİ RB’LEYİŞİM ŞU AN MUHTEŞEM OLMUŞLAR 

Lan mükemmel

OTURUP AĞLIYCAM OF ALLAĞIM NE DEN

maviicetea:

parasempatomimetik:

aranizdakicakal:

midyekolik:

UĞRAŞTIM AMA DEĞDİ BENCE…BEBEKLERİM…

YALNIZ İKİNCİ RB’LEYİŞİM ŞU AN MUHTEŞEM OLMUŞLAR 

Lan mükemmel

OTURUP AĞLIYCAM OF ALLAĞIM NE DEN

(via viskilimilkseyk)

İdo!

Tunikeden geçtiğim halde, cebindeki telsizi çıkartıp haber vermeye üşenen ve gemiyi kaçırmama sebep olan güvenlik görevlisi: yaktım olum çıranı!

Sırf bu gemiye yetişmek için yaptıklarımdan sonra hala nefes alıyor olman çok sinir bozucu üstelik ben zor nefes alıyorken!

Pazar trafiğinde dellenip taksiye mi binmedim, inince hunharca koşmadım mı? Astımım var la benim sırtımda on ton şeyle koşmuşum bir zahmet iki kelime ya! “Yolcu var” demek çok mu zor? Şeytan diyor ki al o telsizi..

Neyse. Al işte. Ödül biletim yandı. Ama fark etmedi o bilet parası taksiye gitti. bir bilet daha aldım. Bir de cıngar çıkartıp kendime limonata ısmarlattım. 5e kadar burdayım -,- kıgh!

Offline

May 2014 IB Exam Schedule’üne bakıp da şuracıkta ufak çaplı bir kriz geçirdim ya gece gece. Hadi hayırlısı.

Uykusuz geceler mod: on

Lys mi? O da ne mod: on

Üsküdara giderken mod: off

Anonymous asked: ee gelmedi mi yanına sonra konuşmadınız mı?

2 senedir resmen ikinci evim gibi kullanıyorum orayı ben. 6 saat oturduğum oldu. Kapıdan girince “Azra Hanım’ı masasına alın beyler” diye şeyler yaşanıyor artık orada. Çantam varsa sırtımda anlıyorlar ki kalıcıyım. Prizin olduğu sıcak ve rahat bir köşeye kurulup işime bakıyorum genelde. Bazen de kaçamak yapıp dizi izliyorum, laf aramızda :p

Yani teknik olarak daha önce defalarca konuştuğumuz oldu.haftada en az 2 gün kahvaltı da oradayım ve sabah erken saatlerde servis onda olduğundan masa ile o ilgileniyor. O yüzden orada ne yiyip içtiğimi bilen az çok da beni anlamış birisi o yani. :)

Anonymous asked: bi dakka yaa kim sana çikolata tabağı gönderdi nerede gönderdiii :(

Özsüüüt!!!!

Ve garsonlardan birinin jesti. Dizi izliyordum. Gözlerim filan doldu böyle, duygulandım accık zırladım. Sonra masama bir tabak çikolata gönderdi pasta bölümündeki yakışıklı görevli <3

Çok hoştu yahu! Bu devir de kim kime böyle jest yapar ki?

Cahil değilmişim oha!

Bugün Bilgi Üniversitesi’nde tadımlık derslere katılmaya ve bölüm başkanlarıyla biraz haşır neşir olmaya gittim. 

Sabahtan Ekonomi dersi vardı ve bölümün mantığı hakkında çıkarımlar yapabileceğimiz aynı zamanda da inanılmaz keyifli olan bir kaç aktivite yaptık. Oradaki performansımı sanırım IB’deki Coğrafya derslerimdeki ağır müfredata (İktisat tarihi 1. ve 2. kitapları filan yani) borçluyum çokça. Ancak hemen Bölüm Başkanının ilgisini çekip, daha sonrasında akademik kariyerle ilgili kafamda ne varsa sormayı ve planlarım hakkındaki fikirlerini sordum. Açık konuşalım, ben 5 senedir ekonomi ile diğer şeyler arasında sürekli bir geliş gidiş yapıyorum. Ne düşündüysem gene ekonomiye döndüm. Ahanda gene bu olacak yani biliyorduk hepimiz.

Neyse hangi üniversite neye göre seçilmeli derken, muhabbet Galatasaray’da ne okunura geldi ve bana ”.. iktisat diyorsan, ekonomi alanında akademik kariyer istiyorsan Gsü’den uzak dur. Hatta bana sorarsan Bilgi’de olman senin için daha yararlı olabilir çünkü buradaki kadro bu anlamda ciddi sağlam. Ancak diyorsan ki tarih ya da siyaset bilimi, Gsü’den şaşma. Bu işin dinazorlaşmış kemik kadrosu, piri orası ve bu alan Fransızca ile taçlanmalı.” şeklinde net bir öneride bulundu. Kafam delice rahatlamış ikna olmuş halde, ekonomiden çıkıp koştura koştura Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümünün Sevgili Dilistan ve David Shipman’la olan ve bir de (tabikisi de canım ya) Arda Türkmen’in de bulunduğu söyleşimsi şeye gittim. Fiziksel ayrıcalıklarımı ve İngilizcemi de yanıma alıp kalabalıı yardım ve uzuun uzuun ne soracaksam sordum. Yemek pişirmek benim için bir aşk, bir tutku ama tabi; şef olabilmek sanırım beni aşacak. Biliyorum şef olacağım desem bizimkiler dellenmez, hatta destekler ama işte, ben muhtemelen bu yolda sıyırırım aklımı -,- O mutfak disiplini, o şefin fırçalama sahneleri bana göre değil. Sırf bana dersinde haksız yere laf sokup egosunu tatmin ettirdi diye hocanın başına az bela açmamış, cıngar çıkartmamış sonunda da özür dilettirmemiş insan değilim çünkü ben. O ortamda cinnet geçiririm. 

Konuya dönelim. Neyse işte. Bitti bir şekil de, geçtik shuttlela Kabataş’a. Yürüyoruz böyle Beşiktaş İskelesine kadar. Bir yandan da telefondayım, anneme durumu anlatıyorum. Dolmabahçe’nin orada bir yerde kısa bir duraklama yaptım. Yani, hızlı gitmişim, arkadan gelen kızları bekliyorum. Yüzüm geriye dönük. Bir yandan da anneme Ekonomideki hocanın tam da alıntısını yaptığım sözünü söylüyorum. “dinazorlaşmış kemik kadro” kelimelerinden sonra arkamı dönmem ile Sevgili İlber Ortaylı ile burun buruna gelmem bir oldu. Yani harbi eminim adamın o cümlelerimi duyduğundan. Gülerek bana bakıyor bir yandan da taksiye el etmeye çalışıyor. Bozuntuya vermeden cümlemi tamamladım. Ve o sırada İlber Hocamız eli ile beni onaylayan bir hareket yapıp bana bir de kafa salladı. Beynimden aşağı önce soğuk sular ardından da kaynar sular indi. Asrın potunu bir kaç saniye önce kırmış ve bu sevimli bir şekilde karşımda duran adama dinazorlaşmış lafını mı söylemiştim ne?

Fark etmiş ancak rahatsız etmek istemiş biri olarak sessizce selam verip yoluma devam edeyim derken bana bir de “Bekleriz” demesin mi? 

Heh aha düştüm bayıldım. Kaldım orda ben. Anlatırken bile kalbim gümbürdüyor hala. Nasıl bir şansı bu?!

Ayrıca da dip not, Adamın el ettiği taksi durmadan gitti. Tahminimce kim olduğunu anlamadı ya da anlayıp da kaçtı. İlber Ortaylı’sın ama sana taksi durmuyor! 

Neyse, hadi maşallah diyin de nazara gelip de kafamı gözümü kırmayayım ben düz yolda :p

Valla diyorum.

Bendeki şeytan tüyü kimsede yok. Yani bu şans başka türlü açıklanamaz. Günün heyecanını atlatayım detayları gelecek. Ama önce bir sindirmem gerek!

Abi süper bir gündü lan!

DÜŞÜMDE ZEPPELİN.LER

erikcartmanoglu:

kim olduğunun, ne kadar güzel olduğunun, ne kadar çirkin olduğunun, hangi tanrıya inandığının, dün akşam hangi günahı işlediğinin, bugün kaç bardak çay içtiğinin, tuvalete kaç kere çıktığının ne kadar önemi olabilir ki. Üstelik bir Led Zeppelin albümünü baştan sona hiç dinlememiş birine, Stairway…